Tenbellik, Fütur ve Atalet Toplaması
Not: Sayfa ve kitap referansları Envâr Neşriyat tertibi esas alınarak yapılmıştır.
1. Muvakkat bir fütur, bir tenbellik sizde ârız olduğunu
yazıyorsunuz. Baharda kanın galeyanından gelen ve gecelerin kısalmasındaki
uykusuzluğundan neş'et eden ve müstemi'lerin kalbleri işlere teveccüh
etmelerinden tevellüd eden rehavet ve füturdan başka, meyanımızdaki münasebet-i
ruhiyenin rabıtasıyla, musibetin eseri olarak bendeki sarsıntının size in'ikası
ve sirayet etmesi mümkündür.
Barla - 249
2. havayı bozan dalaletlerin tesirleri zamanında ve bilhâssa
kış tazyikatı altında, bir derece hayat-ı dünyeviye ve hevesat-ı nefsaniyenin
tasallutlarının noksaniyetinden, ehl-i İslâm ve ehl-i imanda, hayat-ı
uhreviyeye çalışmak iştiyakı, baharın gelmesiyle hayat-ı dünyeviyenin ve
hevesat-ı nefsaniyenin inkişafıyla o iştiyak-ı uhreviyeyi gizlemesi ânında
elbette böyle kudsî evradlarda zevk, şevk yerinde esnemek ve fütur gelir. Fakat
madem ﺧَﻴْﺮُ ﺍْﻻُﻣُﻮﺭِ
ﺍَﺣْﻤَﺰُﻫَﺎ sırrıyla; meşakkatli, külfetli, zevksiz,
sıkıntılı a'mal-i sâliha ve umûr-u hayriye daha kıymetli, daha sevablıdır; o sıkıntıda,
o meşakkatteki ziyade sevabı ve makbuliyeti düşünüp, sabır içinde mesrurane
şükretmek gerektir.
Kastamonu - 134
3. "Ey insan! Bir abdim, heva-i nefsini terk
ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tenbelliğini bırakıp bazı kavanin-i
âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz."
Sözler - 255
4. İşte ey nefis! Sen bu ücreti almışsın. Ubudiyet gibi
lezzetli, nimetli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin. Halbuki, buna da
tenbellik ediyorsun.
Sözler - 360
5. Evet çoklar var ki, büyüklerine ve mürşidlerine itimad
edip tenbellik eder. Hattâ bazan, "Namazımız kılınmış" der.
Sözler - 413
6. Memleketimizde tenbelce oturanları ve başkasının sa'yi
ile geçinenleri istemiyoruz."
Mektubat - 66
7. Tenbel ehl-i kalemi öyle bir şevk ve gayrete getirdi ki;
bu sıkıntılı ve usançlı bir zamanda, bu civarda bir sene zarfında yetmiş adede
yakın nüshalar yazıldığı, o mu'cize-i Risaletin bir kerameti olduğunu, muttali
olanlara kanaat verdi.
Mektubat - 88
8. …hizmette tenbellik edenleri teşvik ediyor ve risalenin
hak olduğuna kanaat veriyor
Mektubat – 382
9. İşimize sekte ve hizmetimize fütur vermek için, onların
tenbelliklerinden ve tenperverliklerinden ve vazifedarlıklarından istifade
ederler. Onlar, öyle desiselerle onları hizmet-i Kur'aniyeden alıkoyuyorlar ki;
haberleri olmadan bir kısmına fazla iş buluyorlar, tâ ki hizmet-i Kur'aniyeye
vakit bulmasın. Bir kısmına da, dünyanın cazibedar şeylerini gösteriyorlar ki;
hevesi uyanıp, hizmete karşı bir gaflet gelsin ve hâkeza...
Mektubat - 426
10. Ey sa'y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tenbel
insan! Bil ki: Cenab-ı Hak, kemal-i kereminden, hizmetin mükâfatını, hizmet
içinde dercetmiştir. Amelin ücretini, nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır
içindir ki, mevcudat hattâ bir nokta-i nazarda camidat dahi, evamir-i tekviniye
tabir edilen hususî vazifelerinde, kemal-i şevk ile ve bir çeşit lezzet ile
evamir-i Rabbaniyeyi imtisal ederler.
Lemalar – 123
11. İşsiz, tenbel, istirahatla yaşayan ve rahat döşeğinde
uzananlar, ekseriyetle sa'yeden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı
çeker. Çünki daima işsizler ömründen şikayet eder; eğlence ile çabuk geçmesini
ister. Sa'yeden ve çalışan ise; şâkirdir, hamdeder, ömrün geçmesini istemez.
Lemalar – 124
12. Ey tenbellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sofi-meşreb
kardeşler! Bu iki hadîsin mecmuu gösterir ki: Böyle zamanda hakaik-i imaniyeye
ve esrar-ı şeriat ve Sünnet-i Seniyeye hizmet eden mübarek hâlis kalemlerden
akan siyah nur veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeblerin bir dirhemi,
şühedanın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size faide verebilir. Öyle
ise, onu kazanmaya çalışınız.
Lemalar - 167
13. Arkadaş! Nefis, tenbellik saikasıyla vazife-i
ubudiyetini terk ettiğinden tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir
rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor.
Mesnevi-i Nuriye - 81
14. Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit,
rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet
vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tenbel olan adam çalışkanı sever.
Zaîf olan kavîyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif
olsun, zahmetten kurtulsun.
Mesnevi-i Nuriye – 227
15. Senin gayret ve samimiyet ve ciddiyetini bana
gösterdiler ve Re'fet tenbel değildir, isbat ettiler.
Barla - 332
16. Ezcümle sofi-meşreb ve yazıda muvakkaten tenbellik
eden bir kısım kardeşlerimize yazılan bir mektubun nüshasını, melfufen
gönderiyorum. Belki tenbel olmayan, fakat tenbelleşen Abdülmecid de görür.
Barla – 356
17. Evet beşer, hakikata muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli
hevesata da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesat, beşte birisi olmalı. Yoksa
havanın sırr-ı hikmetine münafî olur. Hem beşerin tenbelliğine ve sefahetine ve
lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip beşere büyük bir
nimet iken, büyük bir nıkmet olur. Beşere lâzım olan sa'ye şevki kırar.
Emirdağ-2 - 67
18. Ey Türkler ve Kürdler, acaba şimdi bir miting
yapsam; sizin bin sene evvelki ecdadınızı ve iki asır sonraki evlâdlarınızı şu
gürültühane olan asr-ı hazır meclisine davet etsem... Acaba sağ tarafta saf
tutan eski ecdadınız demiyecekler mi:
"Hey mirasyedi
yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Heyhat! Bizi akîm bir kıyas
ettiniz, bizi kısır bıraktınız!" Hem de sol tarafında duran ve şehristan-ı
istikbalden gelen evlâdlarınız, sağdaki ecdadlarınızı tasdik ederek
demiyecekler mi ki:
"Ey tenbel
pederler! Siz misiniz hayatımızın suğra ve kübrası? Siz misiniz şu şanlı
ecdadımızla bizi rabteden rabıtamızın hadd-i evsatı? Heyhat!.. Ne kadar
hakikatsız ve karıştırıcı ve müşagabeli bir kıyas oldunuz!"
Münazarat - 50
19. Başkasına itimad etmeyen, nefsiyle teşebbüs eder. Size
bir misal söyleyeceğim: Siz göçersiniz. Göçerin malı koyundur; o işi
bilirsiniz. Şimdi her biriniz, bazı koyunları bir çobanın uhdesine vermişsiniz.
Halbuki çoban tenbel ve muavini kayıdsız, köpekleri değersizdir. Tamamıyla ona
itimad etseniz, rahatla evlerinizde yatsanız, bîçare koyunları müstebid kurtlar
ve hırsızlar ve belalar içinde bıraksanız daha mı iyidir; yoksa onun adem-i
kifayetini bilmekle nevm-i gafleti terkedip hanesinden her biri bir kahraman
gibi koşsun, koyunların etrafında halka tutup bir çobana bedel bin muhafız
olmakla hiçbir kurt ve hırsız cesaret etmesin daha mı iyidir?
Münazarat - 10
20. Zaman ve mekân, perde olamazlar. Şarkta, garbda,
şimalde, cenubda, dünyada, berzahta bulunsanız, manen bir mecliste beraber
sayılırsınız. Onların manevî yardımları daima birbirine oluyor ve sana da
gelir." diye beni teskin etti.
Emirdağ-1 - 170
21. Ben dedim: Madem şimdi her tarafta Nurlara kuvvetli ve
kesretli eller sahib çıkıyorlar ve tam muhafaza ve neşrine çalışıyorlar,
elbette ben bir parça istirahat etsem tenbellik olmaz.
Emirdağ-1 – 170
23. Tertib-i mukaddematta "tefviz" tenbelliktir,
terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa'yine ve kısmetine rıza; kanaattır,
meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûn-himmetliktir.
Mektubat – 477
24. Ben hem kendimde, hem bu yakındaki Risale-i Nur
talebelerinde, şuhur-u muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütur
görüyordum. Sebebini vâzıhen bilmiyordum. Şimdi, eskide söylediğim tahminî
sebeb, hakikat olduğunu gördüm. Şöyle ki:
Nasıl maddî hava
fena ise, fena tesir ediyor. Manevî hava da bozulsa, herkesin istidadına göre
bir sarsıntı verir. Şuhur-u selâse ve muharremede Âlem-i İslâm manevî havası,
umum ehl-i imanın âhiret kazancına ve ticaretine ciddî teveccühleri ve
himmetleri ve tenvirleri o havayı safileştiriyor, güzelleştiriyor. Müdhiş
ârızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde
derecesine göre istifade eder.
Fakat o şuhur-u
mübareke gittikten sonra, âdeta o âhiret ticaretinin meşheri ve pazarı
değiştiği gibi; dünya sergisi açılmağa başlıyor. Ekser himmetler, bir derece
vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevî havayı
bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir. Bu havanın zararından kurtulmak
çaresi, Risale-i Nur'un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilât ziyadeleşse kudsî
vazife itibariyle daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünki
başkaların füturu ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini
ziyadeleştirmeğe sebebdir. Zira gidenlerin vazifelerini de bir derece yapmağa
kendini mecbur bilir ve bilmelidirler.
Kastamonu – 66
25. Evet, manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı
istimali var. Fakat o da maziyat ve mesaibdedir ki, ye'sin ve hüznün ilâcıdır.
Yoksa maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebeb olsun.
Sözler - 463
26. Madem adem şerr-i mahzdır. Ademe müncer olan veya ademi
işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Onun için, vücudun en parlak nuru
olan hayat, ahval-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor. Mütebayin
vaziyetlere girip tasaffi ediyor ve müteaddid keyfiyatı alıp, matlub semeratı
veriyor ve müteaddid tavırlara girip, Vâhib-i Hayat'ın nukuş-u esmasını güzelce
gösterir.
Sözler – 472
27. İşte şu hakikattandır ki, zîhayatlara âlâm ve mesaib ve
meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât ârız olur ki; o hâlât ile hayatlarına
envâr-ı vücud teceddüd edip zulümat-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi
ediyor. Zira tevakkuf, sükûnet, sükût, atalet, istirahat, yeknesaklık;
keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir. Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık
içinde hiçe iner.
Sözler - 472
28. Zât-ı Zülcelal'in iki vasf-ı kemalden iki Şer'i tecelli;
vasf-ı iradeden gelen meşietle takdirdir,
O da şer'-i
tekvinî... Vasf-ı Kelâm'dan gelen şeriat-ı meşhure. Teşriî evamire karşı itaat,
isyan Nasıl olur. Öyle de tekvinî
evamire itaat ve isyan olur. Birincisi galiba dâr-ı uhrada görür,
Mücazatı, sevabı.
İkincisi ağleba dâr-ı dünyada çeker, mükâfat ve ikabı. Meselâ: Nasıl sabrın
mükâfatı zaferdir;
Ataletin mücazatı
sefalet. Öyle de, sa'yin sevabı olur servet. Sebatta da galebedir mükâfat.
Zehirin ikabı bir maraz, panzehirin sevabı bir sıhhattır.
Bazan iki şeriat
evamiri, bir şeyde beraber müctemi'dir. Her birine bir cihet... Demek tekvinî
emre itaat ki bir haktır.
Sözler - 725
29. Vücudda atalet yok. İşsiz adam, vücudda adem hesabına
işler.
En bedbaht sıkıntılı
muzdarib, işsiz olan adamdır; zira ki atalet: Vücud içinde adem, hayat içinde
mevttir.
Sa'y ise: Vücudun
hayatı, hem hayatın yakazasıdır elbet!
Sözler - 730
30. Riba atalet verir, şevk-i sa'yi söndürür.
Sözler - 730
31. …sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf; bir
nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır. Hayat,
harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat cilve-i
esma ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf
eder, inbisat eder, kendi mukadderatını yazmasına müteharrik bir kalem olur,
vazifesini îfa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.
Mektubat - 45
32. En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır.
Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın
yakazasıdır.
Mektubat - 479
33. Evamir-i şer'iyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi,
evamir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfat ve
mücazatın ekseri âhirette; ikincisinde, ağlebi dünyada olur. Meselâ: Sabrın
mükâfatı zaferdir, ataletin mücazatı sefalettir, sa'yin sevabı servettir,
sebatın mükâfatı galebedir.
Mektubat - 477
34. Hem nasılki bir fabrikanın çarkları birbiriyle
rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez,
birbirinin kusurunu görerek tenkid edip sa'ye şevkini kırıp atalete uğratmaz.
Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek
için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine
yürürler. Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı
karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün
bütün kırıp dağıtacak.
Lemalar - 160
35. Re'fet, ﺍَﻭْ ﻫُﻢْ
ﻗَٓﺎﺋِﻠُﻮﻥَâyet-i celilesindeki ﻗَٓﺎﺋِﻠُﻮﻥَkelimesinin
manasını merak edip sorması münasebetiyle ve hapiste sabah namazından sonra
sairler gibi yatmasından gelen rehavet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atalete
uğratmamak için yazılmıştır.
Lemalar - 270
36. …insanları rızık peşinde koşturmakla tahrik ederek
tenbellikten ve ataletten kurtarıp gezdirmesi, şuunat-ı rububiyetin bir
hikmetidir. Eğer bu hikmet gibi mühim hikmetler olmasa idi, ağaçların erzakını
onlara koşturduğu gibi, hayvanların da mukannen olan tayinatlarını onlara
zahmetsiz bir surette fıtrî hacetlerini koşturacaktı.
Şualar - 174
37. Mümkin ünvanı altındaki eşyanın vücudunda tegayyür var.
Yani keyfiyetleri, halleri değişir. Binaenaleyh mümkin olan bir şeyin daima bir
halde tevakkuf ve sükût etmekle atalette kalması, o şeyin ahval ve keyfiyetleri
için bir nevi ademdir. Çünki o şeyin istikbal halleri ademde kalır, yol bulup
vücuda gelemez. Adem ise büyük bir elem ve bir şerr-i mahzdır. Binaenaleyh
faaliyette lezzet olduğu gibi, ahval ve şuunatta da bir tebeddül olup, bu
tahavvül ve tebeddülden neş'et eden teessürat, teellümat, bir cihetten çirkin
ise de birkaç cihetten de güzeldir. Evet bir şeyin şekillerinde vukua gelen
devir ve teslim sırasında gidenler müteessir, gelenler de memnun olurlar. Ve bu
sayede hayat tasaffi eder, temizlenir. Vücud da teceddüd eder.
Mesnevi-i Nuriye - 190
38. Cenab-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i
arz ofisinde yaratıp cem'ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair
ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve
atalet, betalet azabından kurtulsun.
Mesnevi-i Nuriye - 224
39. Evet daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi
tenbellik ve atalettir.
İşarat-ül İ'caz - 22
40. Bu atalet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maişet
ibtilası zamanında, cüz'î bir iştigal de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil,
muvaffakıyetsiz mağlubiyet yok! Risale-i Nur'un her tarafta galibane fütuhatı
var.
Kastamonu - 259
41. Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maişet meşgalesi
hengâmı ve şuhur-u selâsenin çok sevablı ibadet vakti ve zemin yüzündeki
fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle;
gayet kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa,
Risale-i Nur'un hizmeti zararına bir atalet, bir fütur ve tevakkuf başlar.
Aziz kardeşlerim,
siz kat'î biliniz ki: Risale-i Nur ve şakirdlerinin meşgul oldukları vazife,
rûy-i zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür. Onun için dünyevî
merak-aver mes'elelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz.
Emirdağ-1 - 43
42. …ataleti intac eden ye'stir ki, şems-i İslâmiyetin
küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.
Muhakemat - 10
Mevtin biraderi ve ademin ammizadesi olan atalet-i mutlak
ile, rahmeti bırakmamış ki kaydedilsin.
Muhakemat - 81
43. …geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi
gitmiş, lezzeti kalmış. Külfeti, keramete iltihak ve meşakkati, sevaba inkılab
etmiş. Öyle ise ondan usanç almak değil, belki yeni bir şevk, taze bir zevk ve
devama ciddî bir gayret almak lâzım gelir. Gelecek günler ise madem
gelmemişler. Şimdiden düşünüp usanmak ve fütur getirmek; aynen o günlerde
açlığı ve susuzluğu ile bugün düşünüp bağırıp çağırmak gibi bir divaneliktir.
Madem hakikat böyledir. Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün ve onun
bir saatini, ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete
sarfediyorum, de. O vakit senin acı bir füturun, tatlı bir gayrete inkılab
eder.
Sözler - 270
44. Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az
mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut
seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın.
Sözler - 271
45. Hulf-ül va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz
işlersin.
Sözler - 271
46. Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz
hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve
latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?
Sözler - 271
47. Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşagil-i
dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit
bulamadığından mıdır?
Sözler - 271
48. "Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren
öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir."
Sözler - 272
49. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir.
"Neme lâzım" der. "Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar
zahmeti ne için çekeceğim?" diyecek, kendini tenbelliğe atacak.
Sözler - 272
50. Aklı hâkim yapan mütehakkim Mu'tezile gibi kendilerini
Hâlıkın işlerine rakib ve müfettiş tahayyül edip Hâlık-ı Zülcelal'i mes'ul tutmak
mı istiyorlar? Sakın fütur getirme. Öyle hodbinlerin inkârlarından bir şey
çıkmaz. Sen de aldırma.
Sözler - 387
51. Böyle, haddinden hadsiz tecavüz etmiş mağrur
hodfüruşların tekzibleri, sana fütur vermesin. Zira az bir zamanda senin
hakikatlerin onların hülyalarını zîr ü zeber edecek.
Sözler - 389
52. …hilebaz şarlatanları insan sayıp desiselerinden,
inkârlarından müteessir olarak fütur getirme. Belki daha ziyade gayret et.
Sözler - 389
53. Vehme maruz, fütura düşen bazı dostlarıma kuvve-i
maneviyeyi teyid edecek yedi emarenin delaletiyle, sırf hizmet-i Kur'ana ait
bir ikram-ı Rabbanîyi ve bir himayet-i İlahiyeyi beyan etmeye mecburum ki, o
zaîf damarlı bir kısım dostlarımı kurtarayım.
Mektubat - 338
54. Cum'a gecesinde kalbimize telaş vermek ve cemaata fütur
getirmek ve beni misafirlerle görüştürmemek için, bir desise-i şeytaniye ve
münafıkane bir taarruzdur.
Mektubat - 360
55. …fütur verecek ve şevki kıracak çok esbab varken,
bunların fütursuz, kemal-i şevk ve gayretle bu hizmetleri, doğrudan doğruya bir
keramet-i Kur'aniye
Mektubat - 372